Meğer Tokat'taki, 700 yıllık tarihi esere saygısızlıkları, orada yatanın bir Moğol askeri olmasındanmış…
Orayı ranta kurban ediyorlarmış ama, “sorun bakalım nedenmiş?”... Çünkü halk, o Mogol askerini evliya zannedip, mum yakıp, dilekler diliyormuş… Hurafeymiş…
Yani..
Yanisi… "orayı ranta, rantçıya kurban etmeyeceklermiş de nereyi edeceklermiş" gibi anlaşılmaya müsait bir seri saçmalıkla örülmüş savunma geldi…
Kimden?:.. Başkanın cevap veremediklerine, kılıfına uydurup cevaplar yazan, tokyedi başından…

Yahu haber, “evliya türbesini yıktılar” demiyordu ki… Buraya nasıl, nereden geldiniz?... Haber, “700 yıllık tarihi eserin ranta kurban edilmesi” vurgusu yapıyor… Hatta haberde belgeler var… Vatandaş “burada kişiye özel düzenleme yapıp, tarihi eseri ranta kurban ediyorsunuz”  diyerek, belediyeye resmen, "rantçı belediye yönetimi" demeye getiren dilekçe yazmış… Belediye de buna makul mantıklı bir açıklama yapamamış…

Burayla ilgili bir belgesel yapılsa… Bir Moğol askerinin, halk tarafından zamanla nasıl evliya gibi görüldüğü… Ona evliya diye nasıl saygı gösterildiği… Cuma akşamları insanların oraya gelip mum yakması, hatta horoz kurban etmelerini… Perşembe oruç tutup… Ve o gün evlerinde yaptıkları çörekleri orada dağıtmaları, izleyenlerin dikkatini çekecek en önemli hikaye örgüsünü oluşturur… Hayli merak ve görme isteği uyandırırdı sanırım…

İnsanları, Hindistan ve Himalayalara götüren en önemli sebeplerden biri… Kendilerine göre yanlış olana, Oradaki insanların gayet de masum şekilde inanmalarını… Ve o inançları uğruna yaptıkları ritüelleri yerinde görme istek ve merakı değil midir?
İşte bizim Sentimur Türbesinin Sivri Tekkeye dönüşmesinin arkasında da böyle masum bir yanlış vardır… Ve belki de, bu yanlış ve hurafe buranın en önemli hikayesidir… 

Be densiz… “Orada yatan Tokat’ı tek işgal eden Moğol askerlerinden biri diye tarihi esere sahip çıkmayacak mıyız?” şeklinde tepki veresi geliyor insanın…
Ve ekleyesi… "Be kendini bilmez… Tokat Kalesinin adını, “Kont Dracula” ismiyle duyurmak için yırtınmamızı nasıl açıklayacaksınız?"
O Dracula ki, biz Türkler arasında, Kazıklı Voyvoda olarak bilinir… Adındaki kazıklı ünvanının da, Türklere yaptığı işkenceler ile doğrudan alakası vardır…
Sonra Tokat’ın Zile ilçesine gelip, “Veni, Vidi, Vici”… Yani “geldim, gördüm, yendim” diyen Romalı Sezar’ın... sırf o sözünün yazılı olduğu kitabe ile dünyadan turist çekmeye çalışmamız ne anlama geliyor?...

Neymiş: “Tokat'ta halk Moğol askerini evliya zannedip, ona hak etmediği, yanlış bir saygı gösteriyormuş”
Çok mu abes… Aynı halk Tokat’ta, bildiğin rantçı, yalancı, peşkeşçi, iftiracıyı,kul hakkı yiyen ve devletinin düşmanları ile işbirliği yapan birini de doğru ve dürüst bir adam olarak biliyor… Bundan ala hurafe mi var..? Ve ben buna rağmen... sırf halkımız o yanlışı doğru biliyor diye yani... onunla ilgili yazılarımda, kendisine sayın diye hitap ediyorum…
Soruyorum hangisi daha kötü?

Ortada bir hurafe var madem… Siz, halkımızı da kırmadan, bu hurafeyle makul ve mantıklı yöntemlerle mücadele etiniz mi?
Hayır... Aklınızın ucundan dahi geçmedi… Hatta rant ortaya çıkana kadar "orada hurafe var" diye bir sorununuz dahi yoktu...
ama sıkışınca…Ama yanlışınız ortaya çıkınca... Hurefe öyle mi?...

Bu olay, Kanal Tokat’ı açıklarken, “Yeşilırmak’ı turizme kazandırıyoruz” vurgusunu da temelinden yıktı aslında… 
Ve doğal olarak, “sizin bir yerleri turizme kazandırma kaygınız olsa, bu yüz yılda bir gelen fırsatı tepmez, o tarihi eserin yanındaki alanı turizme kazandırırdınız” deme hakkını doğurdu…

Şimdi sizi biraz da gülümsetme adına Tokat ile ilgili gerçek ve güncel bir hurafeye değineceğim…
Tokat’ta bir gazeteci, akşamları telefonunu kapatır, o sebeple de kimse ulaşamazmış… 
Gazeteci arkadaşların merak edip… “Akşam telefonu kapatıyorsun ulaşamıyoruz, neden?” diye sormalarına şöyle cevap verirmiş, “Her akşam dergaha gidiyorum… O sebeple telefonumu kapatıyorum”
Bu cevap üzerine, insanlar bu zevata karşı büyük saygı duymaya ve hürmet etmeye başlamışlar… Nasıl etmesinler… Tokatlı bir gazeteci, akşam telefonunu kapatıp dergaha kapanıyor… Ne muhterem bir insan…

Gel zaman-git zaman bir gün… Bunu bana anlatan arkadaş, kafayı çekmek için Turhal tarafında bir meyhaneden içeri girer… Yolunun ilk defa düştüğü bir mekan… Vakit akşam, içerisi kalabalıktır… Kendisine boş masa bakınırken, bizim muhterem gazeteciyi görür… haliyle şaşırır ve:
“Hayret, tam da bu gazetecinin dergaha kapanma saati… Ne işi var acaba meyhanede?” diye düşünmeye başlar... Şaşkınlığı geçince ona bir şaka yapmak için cep telefonundan aramaya karar verir… Ve arar ama bizim muhterem gazetecinin telefonu yine kapalıdır… 
İşte jeton da o an “tırk” der düşer… “Bizim muhterem her akşam aslında dergaha gitmiyor meyhaneye gidiyormuş, telefonunu da o sebeple kapatıyormuş” diye düşünüp… Masasına çöker… 
Bir tarafta mezesi, bir tarafta rakısı, diğer tarafta sigarasıyla alem yapan muhterem, bizim ortak arkadaşı görünce şok olur… Bir iki hoş beşten sonra, bizimki sorar:
-    Bize bunca zaman, “dergaha gidiyorum” diyerek yalan söyledin he mi?
Bu suçlama imalı soruyu duyan, Muhterem gazetecimiz, pişkinliği sonradan anlaşılacak şu cevabı verir:
-    İçeri girerken kapıda yazanı okumadın mı?
Bu cevap üzerine bizim arkadaş, kafasında meyhanenin dışını canlandırmaya çalışınca, tabelası geliverir aklına… Meyhanenin ismi Dergah’tır… 

"Sizce kimdi o pişkin" diye sormak dahi gereksiz değil mi?... Yaa işte böyle… O gün yakalanmasa belki kendisi de Tokat’ın gazetecilik aleminde bir hurafeye dönüşecekti…
Dergah ehli bir gazeteci…

Bir İmam Hatipli ve bir alkoliğin çıkarlar kesiştiğinde açıktan işbirliği yapabilmesi ile... halkın bilmeden, gayette masum ve samimi şekilde tarihi bir yapıya mum dikmesi arasındaki tek ortak nokta ikisinin de yanlış olmasıdır... Ama biri diğerinden çok daha masumdur... En azından birinde kurnazlık ve rant yoktur...
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.