ROMANTİK PROJELER VE KARANLIK GÖLGELER...

Bugünlerde; ülke siyasetini dizayn etmede kullanılan argüman ve haberlerdeki akışa baktığımda...
Ve bu durumu...; uzun nefesli iktidarlarımızın, büyük ölçüde dışarıdan yapılandırılan proje iktidarlar olduğu gerçeğine vurduğumda...; iki isim arasında ilginç ve görünmeyen bir bağ kuruyorum...
Erdoğan ve İmamoğlu...
Kimse peşinen kızmasın ama; ben nedense, ikisinin arkasında da aynı gölgeleri hissediyorum...

Erdoğan'ın bir ABD projesi olduğuna yönelik çok yazıldı çizildi... Ortaya belgeler konuldu... Bizzat şahitleri konuştu ve bunlar hiç bir zaman yalanlanmadı...

Okuduğu şiirden cezaevine atılması gibi; romantik bir suçtan ve her zaman tutan mağduriyetten bir efsane doğdu... yada doğuruldu...
Oysa o günlerde Erdoğan ve ekibi başta AKBİL yolsuzluğu olmak üzere başka yolsuzluk iddiaları ile de yargılanıyor...
Ortada dolaşan rakamlar dudak uçuklatıyordu...

Ama ne hikmetse; şiir okudu diye birini hapse atacak kadar kudretli, adalet ve vicdandan uzak, ideolojik deli gömleğini giymiş gibi, Atatürk aşağı, Atatürk yukarı diyen yargı... İstese, delile dahi ihtiyaç duymadan bir yolsuzluktan dolayı Erdoğan'ı kolayca hapse atacak yargı...
Böyle hazır davalar da varken...
Yolsuzluktan değil; şiir okumaktan attı...
Oysa; yolsuzluktan suçlu bulup hapse atsa, bugün gerçekten muhtar dahi olamıyordu...

Bu öyle bir karardı ki; sonuçlarına bugün baktığımızda, "keşke beni de şiir okudum diye hapse atsalar" dedirtecek kadar romantik...

İlla her zaman proje iddiasında bulunulan adayın hapse atılmasını beklememek lazım değil mi...?
Oyunun her zaman aynı şekilde kurgulanıp, hep aynı şekilde oynanacağını da...
Bugün muhalif gazetecilerin eften-püften sebeplerle hapse atılması da benzer bir romantiklik değil mi?

Nitekim Başörtüsü problemi de suni ve bir o kadar da romantik bir problemdi...
Suni ve romantik bir zulümdü...
Bunu geçtiğimiz gün marjinal solun temsilcisi Grup Yorum'un başaörtülü öğrencilere destek için verdiği konserin konu olduğu haber de doğruluyordu aslında...

O görüntüler 1998 yılında yapılmış bir haberdendi...
Haberin sonunda diğer habere geçen spiker, şöyle diyordu...; Bir yandan protestoların hedefi olan rektör Kemal Alemdaroğlu, diğer yandan da destek ziyaretçilerini kabul ediyor... Atatürkçü Düşünce Derneği üyeleri tarafından ziyaret edilen Alemdaroğlu, "Hilafetin kaldırılışının 74'üncü yılında ülkeyi hala ortaçağ karanlığına götürmek isteyenler var" dedi...

Grup Yorum gibi; solun daha marjinal daha romantik çocukları, hem başörtüsü zulmüne karşı çıkıyor, hem zulmün uygulayıcılarından rektör Alemdaroğlu'nu protesto ediyor... 
Öte yandan; Atatürkçü Düşünce Derneği üyeleri ise zulmün uygulayıcısına destek ziyaretinde...
Hem protesto, hem destek nasıl da aynı haberde peşpeşe verilmiş...
Ve gerek ilk haberi anlatırken.. gerek Alamdroğlu'na bağlarken kullanılan cümlelere de iyi bakın... bariz şekilde algılara, "başörtüsü zulmünün arkasında Atatürkçüler var" düşüncesi kazınmaya çalışılmış gibi hissettim...

Oysa o günlerde karar vericiler; bugünlerde teröristlikten yargılanan Grup Yorum gibi düşünse, o tarihlerde başörtüsü zulmü diye bir derdimiz olmayacakmış... Hatta belki de kalıcı bir Ak Parti iktidarı dahi olmayacakmış...

Kim istedi...; rolleri kim yazdı kim dağıttıysa..;
- Bir yanda adeta despotça; özgürlüğün ve demokrasinin karşısında, özgürlüğü kısıtlayanların yanında olan..; Atatürkçü Düşünce Derneği...
- Diğer yanda romantizmin zirvesini zorlayarak; Başörtüsüne destek veren Grup yorum...
- Hele de; Şiir okumayı suç sayıp bir belediye başkanını hapse atan yargı...

Nereyi kimler kurmuş, ne amaçla kurmuş, kimler ele geçirmiş, hangi zamanlarda nasıl kullanıyor...?
Hangi oluşumların içinde kimlerin adamı ajanı var, bunları anlamak için, her zaman ama her zaman, başımıza milyonlarca dert gelmesi gerekiyor...
Çünkü ne düşünmemize... ne ekonomik şartlar ve kaoslardan düşünmeye fırsat bulmamıza... ne de sağlık bir düşünce yapısına sahip olmak için dünya standartlarında eğitim almamıza izin vermiyor sistem...

Rahmetli gazeteci Uğur Mucu'nun suikastle öldürülmesi de yanlış hatırlamıyorsam bu türden ilişkileri araştırırken olmuştu...

Şimdi İmamoğlu için; Fatih tablosu ve yapmak istediklerinin engellemesi gibi şeyler, bir mağduriyet romantizminin işaretleri olamaz mı...?
Onu destekleyen, en azından ona engel olmak isteyenlere muhalif gazetecilerin eften-püften sebeplerle hapse atılması...
HDP Eş Genel Başkanının hukuka aykırı şekilde hapiste tutulması...
Kayyumlar...
Yeni mağduriyet ve yeni romantikliklerin taşlarını döşüyor...
Bizleri de birilerinin istediği yöne doğru itiyor gibi...

Biz de de var...
Biz gerçekten siyasette din, siyasetçide dindar arasak...; iktidarında.. ki; koalisyon olmasına rağmen hiç dış borç almayan... buna rağmen işçiye memura, emekliye yüzde- yüzleri bulan zamlar yapan, Türk siyasetinin çilekeşlerinden rahmetli Necmettin Erbakan'ın arkasında dururduk...
Dinse din...
Düzgün ekonomi yönetimiyse; ekonomi yönetimi...
Adil gelir dağılımıysa; adil gelir dağılımı...
Dış borç almamaksa; almayan tek başbakan...

Ama kendi ülkemizde iktidarlara büyük ölçüde biz karar vermiyoruz...
Dışarıdan bazı güçlerle, onların içerideki elit ve seçkin aktörleri karar veriyor... Bizi de yönlendirerek uygulatıyorlar...
Uygulamazsak; ülkede kaos bitmiyor...

Neyse ben yakında yazacağım bir yazıya zemin hazırlamaya çalışıyordum...
O dahi uzadı da uzadı...

Yakında FETÖ'cü falan çıkmaz, bir doğalgaz patlaması yada başka bir sebepten yazamaz duruma gelmezsem yazmak istediğim ilginç zihin egzersizleri var...

YORUM EKLE

banner264

google.com, pub-6500093308715717, DIRECT, f08c47fec0942fa0