BEN KAZANDIM AMA; SAYIN BAŞKANA DA TEŞEKKÜR EDERİM

Belediye Başkanımız Sayın Eyüp Eroğlu, 2016 yılında yaptığı bir imar düzenlemesinden dolayı kendisini eleştirdiğim makalemi hakaret olarak değerlendirip dava açmıştı...
O dava ile ilgili mahkeme nihayet kararını verdi...; "Berat" dedi...
Yani ben kazandım...

Hakaret ve iftiradan açılmıştı...
İftira bulunamadı...
Yazdıklarımızın ise evrensel gazetecilik kriterlerine göre, eleştiri sınırları içinde olduğu, mahkeme heyetince tastiklenmiş oldu...

Çok daha çabuk bitebilirdi ama 3 yıl sürdü...
Çünkü aynı yazıdan dolayı belediye meclis üyeleri de topluca adliyeye gitmiş.... Medyayı da davet ettikleri adliyede  hakkımda topluca suç duyurusunda bulunmuşlar... Bunu da, "İFTİRAYA SUÇ DUYURUSU" diye haber yaptırmışlardı...

O suç duyurusuna karşı verdiğim ilk ifademden sonra, savcı bey davayı mahkemeye taşımadan, "soruşturmaya gerek yoktur" gerekçesi ile dosyayı kapatmıştı.

Ama başkan beyin açtığı dava 3 yıl sürdü...
Çok hakim değiştiğinden böyle oldu galiba...

Neyse...;
Kararda yazılan gerekçe gerek gazeteciler, gerekse siyasetçiler açısından çok önemli...
Diyor ki; Siyasilere yönelik eleştirilere izin verilen sınırlar, özel kişilere nazaran daha geniştir. Bu gerek iç hukukumuz, gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. 
Bu ilkenin gerekçesi; siyasilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir.

Kararda daha çok tespit ve dayanak var tabii...
Ama özellikle gazeteciler ve halkın siyasetçileri denetleme vurgusu çok önemli...

Bu arada; sayın başkanın karara itiraz hakkı olmasına rağmen itiraz etmemesi de bence şık bir davranıştı...
Uzatmamasını... Gazeteci ve siyasetçi arasındaki denetleyen ve denetlenen rollerini kabul etmesine bağlıyor ve teşekkür ediyorum...
Ve bunu bir centilmenlik olarak değerlendiriyorum...

Başkan bey; kalemimi, duruşumu, tarzımı beğenir veya beğenmez... O tamamen kendi görüş ve tasarrufudur, saygı duyarım...
Ama yine de yazılarımızda cevap verilmesi gereken noktalar olduğunda, nasıl ki; "gazeteci beni eleştirdi" diye mahkemeye veriyorsa, "gazeteci bize soru sormuş" deyip, cevap vermesini beklemek bir gazeteci olarak benden çok, bu yazılara değer verip okuyan halkımızın hakkıdır...
Davacı olurken; gazeteci...
Cevap verilmesi gereken yerde; "o kim oluyor?" tavrı hiç şık değildi... bu saatten sonra hiç işe yaramaz...

Kabul edersiniz ki; çok zor bir dönemde... Çok zor şartlarda... zor bir gazetecilik sınavı verdim... Hala da veriyorum...

Ama geldiğimiz noktada, mahkemenin evrensel gazetecilik ilkeleri ve siyasetçilerin eleştiriye daha fazla dayanıklı olması gerektiğine vurgu yaparak verdiği karar, yönetmeye, siyaset yapmaya talip herkes için bir kaç kere okunup, sindirilmesi gereken bir ilkeyi gözümüzün önüne serdi...
Hatta bunu biraz da; dürte-dürte yaptı..

O ilke şunu diyor; Yönetmeye ve siyasete talipsen, kendini denetime açmışsın demektir...

Öyle; çıt kırıldım... aman çok alınganım... ay ben böyle şeyleri kaldıramam tavırları olan varsa siyasete soyunmasın lütfen...
Nasıl ki; korkaktan gazeteci olmazsa, anne kuzularından da siyasetçi olmaz...
Herkes kişiliğine, karakterine, meşrebine uygun işlere soyunsun bir zahmet...

Bu arada avukatım sevgili Süleyman Kaya'ya da sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum...

YORUM EKLE