Sırf bana mı öyle geldi bilmiyorum ama dün başkan Eroğlu’nun Tokat’ta görev yapan gazetecileri toplayıp günlerini kutlaması sırasındaki hali… Bana çok ama çok sıkıntılıymış gibi geldi…
Başkan konuşurken Tokat’ta gazeteciliği övecek… Ama biliyor ki durum içler acısı…
Bunun en büyük sorumlusu da bizzat kendisi...
Gazetecilere, “Sizlerden gördüğümüz hassasiyetten ötürü teşekkür ederiz” diyor… ne demek gazetecilerin belediye yönetimine gösterdiği hassasiyet?
"Gündemi olduğu gibi yansıtan değil de… Bizim işimize geldiği gibi başlık atmanıza… Bizim istediğimiz gibi haber yapmanıza teşekkür" anlamında mı dersiniz?...
 
Dün Gazetecilere mont vermiş başkan…
Her üç ayda bir de patronlara 3.000 liralık gazetecilere de 1.500’er liralık zarf gönderiyor…
Kayıt dışı... Mayıt dışı gönderiyor işte... Daha ne yapsın?
Siz rüşvet gibi anlayabilirsiniz sıkıntı yok…
Ama ben, bu durumu rüşvet olarak değerlendirip... "başkan gazetecilere rüşvet veriyor" diye düşünsem dahi yazamam… Çünkü başkan hemen mahkemeye koşup, “Kemal Vanlı bana hakaret etti… Onur ve şerefim kırıldı” benzeri şikayetlerle dava açabilir…
Tokat'ta somut şeyleri yazmanın onur kıran bir tarafı var galiba değil mi?...
 
Orada sayın başkanın bir cümlesi daha dikkatimi çekti…
Diyor ki, “geçmişte bazı arkadaşları kırmış olabiliriz, onlardan da özür dilerim”…
Bu cümleyi duyan bir arkadaş aradı... Diyor ki: “bu özür senden dilendi” 
Ama ben inanmadım…
O arkadaşa göre göre... Başkan kamuoyu karşısında benden başka bir Gazeteci ile sorun yaşamadı…  benden başkasına başkanı koruma adına, "şerefsiz, köpek vs” diye yazılarak hakaret edilmedi…
Dolayısı ile kamuoyu karşısında tek sorun yaşadığı… Yaşarken de halkın vicdanını yaralayacak şekilde hakaret edilerek haksızlık gören tek Gazeteci ben olduğuma göre…kamuoyu önünde kameralar karşısında özür dilenen Gazeteci de benim…
Ama bende diyorum ki… Başkanın benden özür dilemesi böyle muğlak değil… O davete benim ofisimdeki muhabiri de davet etmesiyle olurdu… En azından bir şeyleri onarmak isteyen biri böyle yapardı…
Yaptı mı…?
Hayır..
Hala ayrımcılığa… Hala fişleme, dışlama, ötekileştirmeye devam ediyor dediğimde ise… başkanın bırakın beni… Muhabirimle dahi aynı ortamda olmaktan çekindiğini iddia ederek ortaya attığı tezi savunmaya çalışıp durdu…

Muhabirimle aynı toplantıda olmaktan neden çekinirin cevabı açık… Sorabileceği sorulardan…
Sürü halindeki gazeteci grubu… başkanı yakalamış… Üstelik birkaç gün önce, binlerce Tokatlı tarafından okunan bir yazıda, Tokat’ta özel idareye ait bir iş hanının satışında, bir şahsın zimmetine güya yanlışlıkla kamuya ait bir çok tapunun geçtiği… Bu şahsın o tapuları iade etmeyerek kamu malına çöreklendiğini yazılmış…
Dahası bu şahsın başkanın akrabası olduğunu yazılmış…
Daha da yetinilmeyip.. Kamu malına çöreklenen bu şahsın aynı zamanda Belediye Meclis üyesi yapıldığı yazılmış… Ve  “kamu malına çöreklenen biri nasıl olup da belediyeye meclis üyesi yapıldı?” diye de özellikle sorulmuş...
Kamuoyu da bunu konuşmuş soruların cevabını merakla bekliyor...

Durum ve gündem buyken... Orada konuşulacak ve sorulacak konu belli değil mi?
Belli…
O kadar gazeteci… gerçekten meslek cibilliyeti ile hareket ediyorsa… Gerekten meraklı ve araştırmacıysa… Gerçekten halkın merak ettiği soruların cevabını arıyorsa sormaz mı?..: Kim bu şahıs başkan?
Hık-mık  ederek verilen cevap daha tamamlanmadan dayamaz mı, “Nasıl Belediye Meclis Üyesi olmasına izin verdiniz öyleyse?”
“Haberim yoktu… bilmiyordum” demeye kalktığında… Çöküp o cevabın tepesine… Kontra bir soruyla abanıp… “Nasıl bilmiyordunuz? Akrabanızmış… Kimse bilmese dahi sizin bilmemeniz imkansız… Ki o dönem partinin yönetimindeydiniz… Hatta il başkanıydınız.. Ne demek haberim yoktu?”
Oradakiler gerçekten gazeteciyse yani...
Değil mi ama... Başkanı bulmuşken sorulacak olanlar bunlar olmaz mıydı?
 
Bir diğeri sormaz mı, “Kemal Vanlı imar skandalı adını verdiği konuyla ilgili... 2 park ve 2 yolun bir zenginin arsasına eklenmesi olayında yayınladığı belgelere hala cevap veremediğinizi de yazdı. Sahi bu belgelere neden cevap veremediniz?”

Daha onlarca soru değil mi?…
Oradakiler Az biraz da olsa gazetecilik cibilliyeti ile hareket etse… bunların sorulması kaçınılmaz…
Durum buyken… Sen de zarfla… ben deyim montla gevşeyip cibilliyetini unutan… Vicdanını hadi satmadı diyelim askıya alanlar varken… Kim Kemal Vanlı gibi dik bir gazetecinin muhabirini karşısında görmek ister… ve onun sorularıyla yüzleşme riskini alır?
 
Velhasılıkelam… Başkanın dün kameralara yansıyan fiziken hastalığın esamesi okunmadığı halde, ruhen bitik ve moralsiz hali bana sorarsanız bir köşeye sıkışmışlık durumuydu...
Erinmedim saydım etrafında kendisi ve yardımcısı hariç 34 Gazeteci vardı...
Hadi yuvarlak hesap 30 gazeteci diyelim…
Ama başkan hala kendini güvende hissetmiyor... ve o bir gazeteciden mi korkuyor yani?…
Bence evet...
O etrafındaki 30 kişiden birinin de ipleri koparıp, “yeter artık” demesi… Ve kamuoyunun merak ettiği sorunların cevabını istemesi endişesi de.ekstradan bir korku galiba..

Karşı cephe olarak gördüğü Kemal vanlı cephesine bir kişi kaysa kendisi için büyük bir yıkım olacağından endişeli…
Ki kaymasa dahi… “inine gireceğiz” diye tehdit edilen Kemal Vanlı… Adeta birilerinin inine girer gibi geldi burunlarının dibine giriverdi…
Durum ciddi…

Bu 30 kişiyi çevresine konuşlandırıp halka yapsa ne olacak… Kemal Vanlı denen adamın muhabiri er yada geç karşısına geçip, bazı soruların cevabını istemeyecek mi?
O gün… Tokat halkının algısını sirke… gazetecilerini de sirk maymununa çevirip sahnelenen oyunun sahnesi… o sorularla yerle yeksan olmayacak mı?
Yıkılan o sahte sahnenin altında… O sirki kuran ve gazetecilere oynatan kalmayacak mı?
Yaaa… Bence başkanın sıkıntısı tam olarak bu olabilir…
Yanlış mı yorumluyorum sizce…
 
Yakında size hakkımda açılan davalar… Ve o davaların arkasındakiler… Ve o davalarla ne yapılmak istendiği… Ve şu kamu malına çöreklenen… Bu çöreklenmeye rağmen Tokat’ta önemli görev ve roller verilen şahsı yazacağım… Ve ucu maalesef yine bizim halk adamı bildiğimiz… Masum bildiğimiz… Yetim hakkı yemez-yedirtmez bildiğimiz siyasetçiye dokunacak…
 
Ardından… ” Anlaştık” diyebilecek kadar pişkinleşenlerin… “Yetimin hakkının yenmesinde mi anlaştınız? Kime sordunuz?” sorusunu sormanın ötesine geçip bu anlaşmanın tarafı siyasetçi, STK başkanı ve İşadamı üçlüsüne topluca dava açmanın… Hukuken imkanı varsa mahkemeden… kamunun haklarının korunması adına, mahkeme sonuçlanana kadar o inşaatın durdurulmasını talep etmenin bir yolunu arayacağım...
Mahkeme kamu malının talanına hükmederse de… Yetim malı üzerine yapılan o inşaatın yıkılmasını…
Zor değil mi?...
Zor biliyorum ama yine de denemek için… Küçük de olsa bir umut için bu davayı açma yolunda kendimi cesaretlendiriyorum…
İnşallah yapabilirim…
 
Bitmedi…
Yakında sevgili başkana bir müjde ve bir de….
Neyse yakında görüşürüz inşallah…
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ghost 1 ay önce

tokata sizin gibi yürekli bir gazeteci-araştırmacı lazımdı.çok şükür oldu.ama bunların iyi niyetten veya haktan hukuktan anlamasını bekleyemeyizki.hakkını arayana iftira ile mahkeme yolu acılıyor......